"Enter"a basıp içeriğe geçin

Musa Kazım Çağlar Kimdir? – Haberinolsun.net.tr

Uyuyan yıldızım uyandı benim,
Beynimde çoğaldı düşüncelerim.
Anladım ki geldi sözün zamanı,
Şimdi diriltelim eski çağları.

01.02.1955 tarihinde eski kışlardan birinin hüküm sürdüğü ve saçaklardan kol kalınlığında buzların sarktığı bir dönemde Karaman’da dünyaya geldim. Ailenin 5. çocuğu ama yaşayanların üçüncüsü idim. İki kızdan sonra bir erkek evlat olarak dünyaya gelmem babamı, Anadolu insanının aksine, ekstra memnun ettiğini, ablalarımın (Sabiha; Merih Yaşar) eğitimi için sarf ettiği emeği ve çabayı gördükten sonra, söyleyemem. Ancak o dönemde Postane Müdürü Mehmet Demirci, nam-ı diğer Efe Amcamın babamın en sevdiği arkadaşı olması nedeniyle beni çağırırken ve severken “Efe Kazım” veya “Karaman Efesi” tanımlamalarını ölünceye kadar kullanmıştır. İlk oğlumun adını “Efe” koyduğumu söyleyince babamın ne kadar mutlu olduğunu anlatamam sizlere…

Babam Karaman eşrafından idi. Bulgurcu Şevket, Furuncu Şevket, Kamerlerin Şevket veya elinin açıklığı nedeniyle de çoğunlukla Şevket Ağa olarak bilinirdi. Annemin kökeni Kayseri olup Ereğli’den gelin gelmişti. Adı, adıyla müsemma (fiziksel yapısıyla veya karakteriyle adı örtüşen) olan, iyilik, güzellik ve ihsanla ilgili anlamına gelen, Lütfiye idi. Bana nerelisin diye sorduklarında hep şöyle cevap verdim: “Öğünmüş gibi olmayayım ama arı-duru Karamanlıyım.”

Evimiz Topucak Mahallesi’nde idi. Ağaoğlu Camisi’ne yakın, kışla yolu üzerinde, eski Karaman Lisesi ve daha sonra Yunus Emre Ortaokulu olan binanın tam karşında yer alıyordu. Yanımızdaki sokağın başında çürük çeşme vardı. Toprak damlı, dört odalı, mutfak-kiler ve samanlık-odunluk ve ortada hayat dediğimiz geniş bir alan ve bahçesi vardı. Her kıştan önce ve yağmur, kardan sonra dam yuvağı ile damın toprağı sıkıştırılmazsa akması kaçınılmazdı. Tuvalet avluda ve giderler foseptik çukura akardı. Bir köşede yer alan kümeste günlük yumurta ihtiyacımızı karşılayacak kadar tavuklarımız ve tabii bir de horozumuz vardı. Yer yatağı ve yorganlar her sabah yüklüğe kalkar ve akşamları tekrar serilirdi. Yüklüğün altı beton yapıdaki banyodan oluşurdu. Üzerindeki tahta kapak üzerine yatak-yorgan istif edilirdi. Kışın sobada, yazın samanlıktaki odun ocağında ısıtılan suyu taslarla başımıza dökerek banyo yapardık. Çocukken Yeni Hamam’a, Seki Hamamı’na ve Lal Hamamı’na da kadınlar gününde annemle sık sık giderdik. Hamamdaki kadınların “Bari babasını da getirseydiniz.” serzenişlerinden sonra hamam sefasına artık babamla erkekler gününde gider olmuştuk.

İlkokula kadar hayatımız hava şartları elverdiği ölçüde “sokakta” geçmiştir. Saklambaç, billi, yakan top, katır, bilye, elim sende, aşık-çekirdek-gazoz kapağı oyunları, sakızdan ya da şekerlemelerden çıkan renkli kartonların biriktirilmesi, kovboyculuk vb gibi oyunlar ilk etapta hatırlayabildiklerim. Ama en gözde oyunum çember çevirmekti. Elimizde bir sopa ile yere düşmesini engelleyerek koşuşturduğumuz bir lastik çemberin arkasında geçen saatler…

Sokakta oyun oynarken tabii ki acıkırdık ve koşarak eve gider bir dilim ekmeğe sürülmüş Sana yağı veya süzme yoğurdun üzerine bolca toz şeker döküp yemek en büyük zevkimizdi. Bu güzel anıları çoğu kez birlikte paylaştığım kişi zamanımızın Karaman Tarihçisi Şerafettin Güç idi. Bitmez tükenmez insan ve Karaman sevgisini barındıran bu güzel insanla olan kadim dostluğumuz hâla devam etmektedir.

Evrenin Ulu Mimarı’ndan dilerim ki bu ve bunun gibi dostluklarımız hiç bitmesin; artsın… ek-silmesin.

İbni Haldun, Mukaddime’nin yazarı, İslam tarihinin ilk sosyoloğu, objektif tarih bilimin öncüsü ve kurucusu der ki: “Coğrafya kaderdir.” İnsanın kaderi iki önemli etmene bağlıdır. İlki doğumdan itibaren gelişip kendi başımıza bağımsız karar verene dek olan, yaşadığımız ortamın özelliklerinin bizi şekillendirdiği dönemdir. İkincisi ise bilinçli olarak verdiğimiz ve vermediğimiz kararlar sonrasında gelişen hayat akışı dönemi. İşte Karaman’da doğmak birinci dönem içerisinde yer alır ve coğrafya da bu dönem içinde etkin bir role sahiptir. Demek istediğim Karaman o dönemlerde, hakeza şimdi de öyle, mütedeyyin ve muhafazakâr insanların yaşadığı bir coğrafya parçasıydı. Okul öncesinde pek çok çocuk gibi ben de, boynuma bir cüz asılarak Kur’an kursuna yollandım. Hatırlayabildiğim kadarıyla üçüncü gidişimde, artık ne yaptıysam, Hoca Efendiye neler sorduysam bilmiyorum, Hoca Efendi bana “Oğlum, artık sen bundan sonra gelme…” diyerek beni İslami İlimlerden Nakli İlimler (Tefsir, Kelam, Hadis, Fıkıh ilimleri) konusunda alacağım eğitimimin yönünü değiştirerek beni dolaylı olarak İslami İlimlerden Akli İlimler (Matematik, Edebiyat, Fizik, Kimya, Mantık, Felsefe ilimleri) tarafına geçmeme neden oldu.

1960’lı yıllarda yaşanan ekonomik krizin bize olan etkisi, babamın iflasıydı. O dönemde Avrupa’ya işçilerin ilk gittiği dönemdi. Babam da bu ilk gidenler kervanına katılarak önce Belçika’ya gitti ve Belçika’daki kömür madeni işçiliği serüveninden sonra Hollanda’ya geçti. Kısa bir süre sonra annem de babamın yanına gitti. Biz üç kardeş Ereğli’de dayımların (Seyit Ateşoğlu) yanına taşındık. Bir yıl süre ile Ereğli’de yaşadık. Evdeki dört çocukla birlikte yedi kardeş olduk. Dayımın ve yengemin bize gösterdikleri şefkat dolu yaklaşımları hayatta benim de insanlara nasıl davranmam gerektiği konusunda uygulamalı güzel bir eğitim oldu. Nur içinde yatsınlar…

Yaklaşık bir yıl sonra büyük ablam da Hollanda’ya gitti. Ben ve küçük ablam Karaman’da amcamların (Ömer Kamer) yanına taşındık. Bu sefer de evde üç kardeş olduk. Ali abimle geçirdiğimiz günler hafızamdan silinmeyecek kadar güzel günlerdi. Hâlâ bu birlikteliğimiz devam etmekte, hatta by-pass ameliyatı kardeşliğimiz bile oldu. Amcam ve yengemin bir gün bile bizlere karşı kaşlarının kalktığını, yüzlerinin eğildiğini görmedim. Nur içinde yatsınlar…

İlkokulu 5. sınıfa kadar evimize çok yakın olan Cumhuriyet İlkokulu’nda okudum. Dünyanın en şanslı öğrencilerinden biriydim. Çünkü öğretmenim Ekrem Zeren idi. Öğretmenden öte gerçek eğitimci idi. İlkokulda alınan okuma yazma eğitimi ileriki yıllarda üzerine koyabileceğiniz eğitim ve öğretimlerinin alt yapısını oluşturacağı için çok önemlidir.

Bu nedenle ve ayrıca içimde sakladığım çok özel bir bağ nedeni ile Ekrem Zeren öğretmenimin bana kattıklarını hiçbir zaman unutamam ve kendisini her daim minnetle ve rahmetle anarım.

Evrenin Ulu Mimarı’ndan dilerim ki ya insanı doğuştan şanslı yaratsın ya da iyi insanlarla karşılaştırsın. Ereğli’ye taşındığımızda Öğretmen Abdurrahim İlkokulu’nda 5. sınıfa devam ettim. Özel ilgisini üzerimden hiç eksik etmeyen öğretmenim Celal Set çok müstesna bir kişiliğe sahipti. Millî Eğitim Bakanlığı tarafından Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilen “Türkiye’de Yılın Öğretmeni” seçimi uygulamasında ilk seçilen öğretmen Celal Set idi. Onu sadece öğrencileri değil tüm Ereğli halkı sever ve çok özel bir saygı duyardı. Ruhu şad olsun.

Öğretmen Abdurrahim İlkokulu’nu okul birincisi olarak bitirirken o eğitim döneminde Ereğli’deki ilkokullar arasında yapılan bilgi yarışmalarında ikincilik ve birincilik ödüllerini almam da hatıralarım içinde çok özel bir yere sahiptir.

Ortaokulu Karaman’da Yunus Emre Ortaokulu’nda derece ile bitirdim. Karaman Orta Eğitim Okulları arasında yapılan Münazara Yarışması’nda “Çok okuyan mı bilir? Yoksa çok gezen mi?” konulu münazaradan okulumuza birincilik getiren ekibin başı olarak çok keyif almıştım.

Liseyi Bursa’da yatılı olarak Özel Bursa Koleji’nde okudum. Okul birincisi olarak okulun tarihine adımın yazıldığı bu okulda lise son sınıfta Öğrenci Başkanlığı’na seçildim. 3 yıl süre içerisinde okul sahibi Namık Sözeri, gene öğretmenim olan kızı Oya Sözeri ve Coğrafya öğret- menim Melek Bulmuş öğretmenlerimin yakın ilgisi ve yönlendirmeleri hayat tecrübeme inanılmaz katkıları olmuştur. Namık Sözeri öğretmenim ve daha önce Hakkın huzuruna kavuşan tüm öğretmenlerim huzur içinde yatınız… Yaktığınız aydınlık fikirli meşalelerinizi taşıyan eller değişse bile taşıdığı fikirler ilelebet bizlerce taşınacak ve sonraki kuşaklara gönül rahatlığı içinde devrolunacaktır…

Üniversite eğitimim tam bir macera. 1972’deki ilk sınav denememde aldığım puan arzu ettiğim Tıp bölümüne yetmediği için önce İstanbul Hukuk Fakültesi’ne kayıt yaptırdım. Ancak İstanbul’da kalabileceğim uygun bir ortam bulamadığımdan (Yurtlar ya sağ görüşlü militanların ya da sol görüşlü militanların kontrolü altında idi.) Ankara’da Zafer Mimar ve Mühendislik Fakültesi’nin gece eğitim yapan Makine Bölümüne geçtim. Tam o sırada Hacettepe Üniversitesi Matematik Bölümü’nün kesin kayıt listesinde ismimin çıktığını öğrenince kaydımı Hacettepe Üniversitesi’ne aldırdım. Bir aylık bir kayıt macerasından sonra o yılın eğitim döneminde Matematik Bölümü öğrencisi olarak İngilizce Hazırlık Okulu’nda yabancı dil eğitimine başladım. Gündüzleri okula akşamları şimdi Kocatepe Camisi’nin yerinde olan Büyük Dershane’ye devam ettim. Kaldığım Bursa Yüksek Tahsil Öğrenci Yurdu’nda siyasi bir baskı yoktu ama ders çalışma salonu ve banyo ihtiyacını karşılayacak duşlar yoktu. Bu nedenle cumartesi günleri sabah erkenden Ulus’ta Rüzgârlı Sokak’taki Sıhhi Hamama gidiyor, tek kişilik odalarda yıkanıp ve çamaşırlarımı da gizlice yıkadıktan sonra günün geri kalan kısmında üniversite kütüphanesinde okulun derslerine, pazar günü de dershanenin derslerine çalışıyordum.

1973 yılında tekrar üniversite sınavlarına girdim. O zamanlar ODTÜ’nün sınavları ayrı idi. Ona da girdim. O yıl üniversite sınav sonuçları çalındığı için sınav iptal edilmişti. ODTÜ sınavında Elektrik Mühendisliği Bölümünü kazandığım için kaydımı ODTÜ’ye aldırdım. ODTÜ’de okumaya başladım. Bu arada iptal edilen sınava tekrar girdim. Aldığım puana ben bile inanamadım ve kendimi Hacettepe Tıp Fakültesi’nde buldum. Hazırlık sınıfını Hacettepe Üniversitesi’nde bir dönem önce bitirdiğim için doğrudan mesleki eğitim programına başladım. 1979 yılında dereceyle olmasa bile 4 tam not üzerinden 3.6 ortalama ile bitirdim. Mezuniyetimden bir yıl önce meslek hayatımın avantajı ile tanıştığım ve hayatımı adayacağım o güzel insanla, Nur’umla sözlendim.

Tıp Fakültesi’ne girmek için bunca çaba harcayan bana bir sorun bakalım, ben isteyerek mi girdim? Hayır. Hayalim Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girmek idi. İkinci yıldan sonra Dış İlişkiler Bölümüne geçip Hariciyeci, yani Diplomat olmaktı. Fakat o yıllar ASALA terör örgütünün diplomatlarımıza karşı giriştiği yoğun suikastlardan dolayı AİLE BASKISI-ÇEVRE BASKISI sonucu rotamı tıp fakültesine çevirmiştim. Pişman mıyım? Haşa! Sümme haşa! Hekim olduğum için çok mutluyum. Mesleğimi çok seviyorum. Tekrar dünyaya gelsem tıp fakültesini tekrar tercih eder miyim? Hep aklımda kalan diplomatlık düşüme rağmen, sırf eşimle bir kez daha karşılaşabilme olasılığı için bile tıp fakültesini tercih ederdim. Çünkü o, dünyanın en tatlı eşi, en müşfik annesi ve benim hayatımda en yakın arkadaşım idi. Şu an TOBB Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Dekanlığını deruhte eden eşim bana adları Efe (1983) ve Alp (1992) olan iki güzel evlat verdi. Evren’in Ulu Mimarı O’nu benden, beni O’ndan ayırmasın.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni 1979 yılında bitirdikten sonra aynı yıl Hacettepe Çocuk Hastanesinde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalında uzmanlık eğitimine başladım. Son yılımda Başasistan olarak görevlendirildim. Askerlik görevimi Van 100 Yataklı Asker Hastanesi’nde yerine getirdim. 1984 yılı Aralık ayı ile 1985 yılı Nisan ayları arasında kısa bir süre Ünye Devlet Hastanesi’nde çalıştıktan sonra Nisan 1985’de Ankara’da girmiş olduğum Başasistanlık sınavını kazanarak Dr. Sami Ulus Çocuk Hastanesi’nde çalışmaya başladım. Şubat 1988 – Mart 1989 tarihleri arasında finansmanını kendim sağlayarak Hollanda’da Nijmegen Üniversitesi Sint Radboud Ziekenhuis’de “Yenidoğan ve Prematüre Bebek Yoğun Bakımı” üzerine eğitim aldım.

Yurtdışı eğitimimi tamamlayıp yurda döndükten sonra hazırladığım projeler ile Ankara’da Dr. Zekai Tahir Burak Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi’nde ve İstanbul’da Zeynep Kâmil Kadın Hastalıkları ve Doğum ve Çocuk Hastanesi’nde Türkiye’nin ilk Yenidoğan ve Prematüre Bebek Yoğun Bakım Ünitelerini kurdum. Yıllar sonra devlet hizmetinden ayrılarak bir müddet tamamen serbest hekimlik yaptım. City Hospital bünyesindeki Yenidoğan ve Prematüre Yoğun Bakım Ünitesi’nde de benim emeğim vardır. Daha sonra Gaziosmanpaşa Üniversitesi’nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalının kuruluşunu gerçekleştirdim. Bir süre sonra Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne geçerek orada da Yenidoğan ve Prematüre Bebek Yoğun Bakım Ünitesi kurdum ve Tıp Fakültesi Hastanesi’nin Başhekimliği görevinde bulundum. Buradan emekli oldum.

Emekli olduktan sonra çalıştığım Özel Medicana Hastanesi’ndeki, Sincan Lokman Hekim Hastanesi’ndeki ve Batıkent Medical Park Hastanesi’ndeki Yenidoğan ve Prematüre Bebek Yoğun Bakım Ünitelerinin kuruşlarını gerçekleştirdim. 2010-2013 yılları arasında da Arnavutluk’un başkenti Tiran şehrinde American Hospital’da Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü ile Yenidoğan ve Prematüre Bebek Yoğun Bakım Ünitesini kurdum. Şimdi Özel Liv Hospital Ankara Hastanesi’nde daha yavaş bir tempo ile Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniğinde günün belirli saatlerinde minik kuzulara bakmaya devam ediyorum.

Mesleki yaşantımı kısaca özetlemem gerekirse “kurmak ve doktor-hemşire yetiştirmek” ve meslek hayatımın en güzel ve en mutlu günlerimin de parmak çocuklar arasında geçtiğini söyleyebilirim.

Çok inanmam ama doğum günlerinize göre size verilen karakterinizi anlatan bir ağaç ismi vardır. Benimki “Selvi”. Bakın ne özellikleri varmış Selvi insanlarının: “Güçlü, kaslı ve sağlam bir görüntüsü vardır. Hayatın ona sunduğu şeyleri kabul eder fakat hiçbir zaman o kadarla yetinmez. Mücadeleci bir ruha sahiptir. Maddi olarak da birine bağlı yaşamaktan pek hoşlanmaz. Aşkı sever, yalnızlıktan hiç hoşlanmaz. Sevdiğine tutkuyla bağlıdır. Zaman zaman dikkatsiz ve tez canlı davranabilir ama bilgi sahibi olmak onun en sevdiği şeydir.” Ne diyeyim? Bundan daha güzel “ben”i anlatan bir tanımlama olabilir mi?

Bu yazımı eğer gençler okuyorsa onlara şunu söylemek istiyorum: “Hakikat, gerçeğin önündeki perdenin arkasında gizlidir. Bu gizli hazineye ulaşmanın yolu bilim yoludur…”

Bu içerik, Anı Bisküvi Kültür Yayınları tarafından Karaman 744. Türk Dil Bayramı ve Yunus Emre’nin 700. Ölüm Yıl Dönümü anısına basılan İbrahim Rıfkı Boynukalın imzalı “Toprak Damlı Evlerin Çocukları II” adlı eserden alınmıştır. İzinsiz kopyalanamaz. Yayın hakları kitap yazarının izni ile Haberinolsun.net.tr’a aittir.

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

                                                                                                                                                                                                                                   .
istanbul escort deneme bonusu veren siteleruetds masal oku
panel çit instagram takipçi satın al Sohbet odaları Sohbet sitesi kamera sistemleri Borç Transfer Kredisi kaynak makinası tenis kursu fiyatları